Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Eylül 2012 Pazar

Hem akrabalarimdan, hem Turk fimlerinden karma bi ruya gordum yine.

Once Abdulkadir dayim vardi. Col gibi bi yerdeyiz. Bana kos gel tut sunu diyor. Oncecik bi boru var var, nerdeyse damla damla bi sey akiyor icinden. Petrolmus, petrol cikmis. Bi gardrop var, onun cekmecelerinin arkasina falan tutuyorum bosluklara dolsun diye, ama hic bosluk yokmus. Bosa gidiyor bosa gidiyor diye bagirarak gidiyor dayim. Sari bi semsiyeyle donup geliyor. Once hic deligi olmadigindan emin oluyorz, sonra petrolu icine dolduruyoruz. Agzina kadar doluyor, sonra petrol aktigi surece semsiyeyi aciyoruz. Hacimin en genis haline ulasiyor, guc bela agzini kapatip eve goturuyoruz.

Ev 76. yurtmus. Yine yokusun tepesinde, ama bu sefer etrafinda tek bir agac bile yok. Ben yeniden sinava giriyorum, hem OSS'ye, hem liselere giris inavina ayni anda giriyorum. Tek surede iki kitapcik bitirmeye calisiyorum.  Birinci olursam bana tek kisilik oda vereceklermis. Onun yerine iki kisilik iki tane odam varmis, ikisi de kucucuk. Biraz orda biraz burd kaliyormusum, cunku birinde sevgilim varmis.

Sonra dayilarim ve ben, Koyden Indim Sehire'deki 4 kardes oluyoruz. Yine colde yuruyoruz. Petrolu eve saklamisiz, yanimiza da bi bakrac almisiz, koyden uzakta alem yapicaz. Uzaktan bi adamin sesi geliyor, "calmislar, calmislar, depomu bosaltmislar" diye, duymazdan gelmeye calisiyorum.

Metin Akpinar en onden yuruyor. Kara Kuleleri goruyoruz. Koyun cikisinda ezelden beri var bu kara kuleler. 3 taneler, farkli yukseklikte. Kimse icine girmemis, kimse ne oldugunu bile merak etmemis. Biz sarki soyleye soyleye yururken yanimizdan bej kuleler geciyor. Normal degil ama, kuma bata cika, bi biri bi digeri geciyor one, etrafimizda daireler ciziyorlar. Bizim aklimiz petrolde oldugu icin fark etmiyoruz.

Oturuyoruz bi yere, aciyoruz petrolu, agzimizin suyu akiyor. Sonra bej kulelerden biri yanimiza yaklasiyor. Kulenin icinni goruyorum ama ruyadaki ben degil, sanki film kamerasi iceri girmis gibi. Odanin birindeki tuglalara bakiyorum. Her biri degisik renkte ama kusursuz ayni buyuklukte. Surekli yer degistiriyorlar ya da bazen bi yerde yok olup diger yerde var oluyorlar. Pixel gibiler, ya da lego gibi. Ama mesela ayna var bir duvarda, bi de boru var, hatta bi de kapi var, onlarn o tuglalardan nasil yapildigini bi turlu anlamiyorum. SOnra 30 kadar tugla bir araya geliyor. Kuculuyor, sekil degistiryor, isiklar saciyor, kirmizi naylon bir el oluyor. Sonra tuglalar aralaniyor, kirmizi el bizim tarafimizi gelip bize gel gel isareti yapiyor. Sanirim bej kulenin ses cikarabilme ozelligi yok.

Biz korkuyoruz, girmek istemiyoruz. Oyle olunca kule sinirleniyor. Once bizi bi taramadan geciriyor, vucudumuzda kanser var mi diye. Bi de yanimizda yavru kedi var, onu da kirmizi el kenara cekiyor zarar gormesin diye. Kanser olmadigimiza ikna olunca ustumuze yuruyup kule ustumuze kapaniyor. Kulenin ici cok serin, cok rahat. En kucuk kardes Halit Akcatepe ben evlenince buraya yerlesicem diyor. Cok guzel kapilari, boydan boya camli bi odasi var. Sonra kule bizi yavas yavas asimile etmeye calisiyor. Suyu emilen bocek gibi kaliyoruz. Ama korktum galiba ki orda uyandim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder